top of page

“Ben Hallederim” Demenin Bedeli


İki haftadır yazamıyorum. Yaz aylarıyla birlikte okullar kapanınca çocukların organize edilmesi, tatil planları ve herkesin farklı beklentileri rutinlerimi etkiledi. Ama bugün buradayım. Hadi kahvelerinizi alın, küçük bir ara verelim.


“Ben hallederim.”


Ne kadar tanıdık bir cümle.

İçinde güç, çözüm ve güven var. Biraz da kahramanlık.

Kimse yorulmasın, işler aksamasın diye sorumluluğu üstlenmek… Ve zamanla gerçekten de herkesin sana güvenmesi. Çünkü aksayanı toparlayan, unutulanı hatırlayan, kriz anında sakin kalan sensin. Günün sonunda da şu cümleyi duyuyorsun:

“Sen olmasan ne yapardık?”

İnsanın kulağına iyi geliyor.

Çünkü ihtiyaç duyulmak çoğu zaman değerli hissettiriyor. Birilerinin hayatını kolaylaştırmak, çözüm üreten kişi olmak, kontrolü elinde tutmak sana güçlü olduğunu düşündürüyor.

Ama bir noktadan sonra insan şunu fark ediyor:

Herkes sana güveniyor olabilir. Peki sen kime güveniyorsun?

“Ben hallederim” cümlesi bazen gerçekten yeterlilikten doğar. Çünkü yapabiliyorsundur. Tecrüben vardır, hızlı düşünürsündür, zor durumlarda soğukkanlı kalırsındır.

Ama bazen de bu cümle yardım istemeyi bilmemekten doğar.

Kontrolü kaybetme korkusundan.

Bir şey eksik kalırsa suçlanmaktan.

Bir başkasının yaptığı işe güvenememekten.

Ya da yıllardır içimizde taşıdığımız şu sessiz inançtan:

“Ben yapmazsam düzgün yapılmaz.”

İşte tam o noktada güçlü olmakla her şeyi tek başına taşımak birbirine karışıyor.

Oysa aynı şey değiller.

Güç, her şeyi üstlenmek değildir. Güç, neyi taşıyabileceğini bilmek kadar, neyi artık taşımaman gerektiğini de fark edebilmektir.

Bazı insanlar “Ben hallederim” demeyi o kadar uzun süre tekrar eder ki bu cümle bir davranış olmaktan çıkar, kimliğe dönüşür.

Artık yalnızca iş çözen biri değildir.

Her şeyi çözen kişidir.

Her şeye yetişen, kimseye yük olmayan, herkesi düşünen, her şartta ayakta kalan.

Ama bu kimliğin görünmeyen bir bedeli vardır.

Çünkü herkes seni güçlü bildiğinde, kimse sana nasıl olduğunu sormaz. Herkes senden çözüm beklediğinde, senin de bazen durabileceğin ihtimali unutulur.

Bir süre sonra sen de unutursun.

Yorgunluğunu ertelersin. İhtiyaçlarını küçümsersin. Yardım istemeyi zayıflık gibi görürsün. Sana ait olmayan sorumlulukları bile sessizce üstlenirsin.

Sonra bir gün çok küçük bir şey olur.

Basit bir gecikme, önemsiz bir cümle, sıradan bir aksilik…

Ve sen kendinden beklemediğin kadar yorulursun.

Oysa seni yoran o son olay değildir. O, yalnızca yıllardır biriktirdiklerinin üzerine düşen son damladır.

Ben de son haftalarda bunu düşündüm.

Yazın gelmesiyle birlikte çocukların programları, tatiller, planlar, herkesin farklı beklentileri devreye girdi. Rutinim bozuldu. Yazamadım.

Belki eskiden olsa bu durumu da hemen düzeltmeye, her şeyi aynı anda kusursuz biçimde sürdürmeye çalışırdım. Hem çocukların planlarını yapar, hem işlere yetişir, hem kendi rutinimi aksatmaz, hem de hiçbir şey olmamış gibi üretmeye devam ederdim.

Çünkü “Ben hallederim.”

Ama insan bazen her şeyi halledebilir.

Yine de her şeyi aynı anda halletmek zorunda değildir.

Yapabiliyor olmak, yapmak zorunda olduğumuz anlamına gelmez.

Her sorunu çözmek zorunda değiliz. Her boşluğu doldurmak, her beklentiyi karşılamak, her planı yönetmek zorunda değiliz.

Bazen bir başkasının sorumluluğunu ona bırakmak gerekir.

Bazen bir işin kusursuz değil, yeterli olmasına izin vermek gerekir.

Bazen de açıkça şu cümleyi kurabilmek gerekir:

“Bunu tek başıma halletmek istemiyorum.”

Bu bir zayıflık değildir.

Bu, sınırdır.

Ve sınır koymak, insanları hayatımızdan çıkarmak değil; kendimizi kendi hayatımızın içinde tutabilmektir.

HK Method’un özünde de tam olarak bu var.

Önce durmak.

Neyi neden yaptığını gözlemlemek.

Sonra yeniden karar vermek.

Gerçekten sana ait olan sorumluluklarla, alışkanlıktan üstlendiğin yükleri birbirinden ayırmak.

Çünkü otomatik olarak söylediğimiz her “Ben hallederim” cümlesi bilinçli bir seçim değildir.

Bazen eski bir hayatta işe yaramış bir savunmadır.

Bazen sevilme biçimimizdir.

Bazen görülme çabımızdır.

Bazen de kontrolü kaybetmemek için kurduğumuz sessiz bir sözleşmedir.

Belki de artık kendimize şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:

Ben gerçekten bunu halletmek istiyor muyum?

Yoksa yine güçlü görünmek zorunda olduğumu mu düşünüyorum?

Çünkü gerçek güç her şeyi taşımak değildir.

Bazen taşıyabilecek durumda olsan bile, o yükü yere bırakmayı seçebilmektir.


Hande Kartal


 
 
 

Yorumlar


Günlük Hatırlatmalar

bottom of page