Her Şeyi Olduğu Gibi Kabul Etmek
- Hande Kartal

- 27 Nis
- 2 dakikada okunur

Bazen olanı değil, olmasını istediğimizi yaşamaya çalışıyoruz. Ve en çok da bu yüzden yoruluyoruz.
Çünkü hayatın kendisiyle değil, zihnimizde kurduğumuz versiyonuyla uğraşıyoruz. Olmamış ihtimalleri, yaşanmamış senaryoları, hiç gelmemiş sonuçları gerçekliğin yerine koyuyoruz. Sonra da dönüp “Neden bu kadar zor?” diye soruyoruz.
Oysa zor olan çoğu zaman hayatın kendisi değil. Zor olan, onun bizim istediğimiz gibi olmaması.
Bir şeyin farklı olması gerektiğine ne kadar çok inanırsak, olanla aramızdaki mesafe o kadar açılıyor. Ve insanı yoran da tam olarak bu mesafe oluyor. Bir yanımız gerçekte olanı yaşarken, diğer yanımız olması gerektiğine inandığı şeyi tutmaya devam ediyor. Bu iki durum arasında kalmak, zamanla ciddi bir içsel yorgunluk yaratıyor.
Bu durum en çok ilişkilerde, iş hayatında ve kendimizle kurduğumuz diyalogda ortaya çıkıyor. İnsanların bize farklı davranmasını, işlerin planladığımız gibi ilerlemesini ya da kendimizin daha güçlü, daha hızlı, daha ileride olmasını bekliyoruz. Ancak hayat bu beklentilere göre akmıyor.
Buna rağmen çoğu zaman kabul etmek yerine kontrol etmeye çalışıyoruz. Değiştirmek, hızlandırmak ya da düzeltmek için çabalıyoruz. Fakat bu süreçte gerçekten bakmayı ihmal ediyoruz.
Aslında asıl mesele tam da burada başlıyor. İnsan çoğu zaman değiştiremediği için değil, durup bakmadığı için aynı yerde kalıyor.
Kabul etmek bu yüzden zor geliyor. Çünkü “evet, bu oldu” demek kolay değil. “Şu an buradayım” demek de öyle. Ancak bu cümleleri kurabildiğimiz anda bir şey netleşmeye başlıyor.
Şunu fark ediyoruz: Bizi yoran şey çoğu zaman yaşadığımız durumun kendisi değil, o durumla kurduğumuz ilişki.
Durup baktığımızda, düşündüğümüz şeylerle gerçek olanın aynı olmadığını görmeye başlıyoruz. Her düşüncenin doğru olmadığını, her duygunun kalıcı olmadığını fark ediyoruz. Bu farkındalıkla birlikte yeni bir alan açılıyor.
Artık otomatik tepkiler vermek yerine seçim yapabileceğimiz bir alan oluşuyor. Refleksle değil, daha bilinçli bir yerden hareket etmeye başlıyoruz. Kontrol etmeye çalışmak yerine yön vermeye geçiyoruz.
Bu noktada anlıyoruz ki mesele hayatı kontrol etmek değil, onun içinde kendimizle nasıl durduğumuz.
Bazen daha fazla düşünmeye ya da daha fazla çabalamaya değil, sadece durmaya ihtiyacımız var. Çünkü ancak durduğumuzda gerçekten görebiliyoruz.
Ve gördüğümüz yerden sonra, aynı şekilde devam etmek mümkün olmuyor. Aslında yaptığımız şey çoğu zaman çok karmaşık değil.
Durmadığımız için göremiyoruz.Görmediğimiz için de aynı yerlerde dönüp duruyoruz.
Oysa bazen ihtiyaç duyduğumuz şey çok basit bir adım:
Durmak.Bakmak.Ve sonra karar vermek.
Benim çalıştığım yer de tam olarak burası.
İnsanların hayatlarını değiştirmeye çalıştığı yer değil,kendilerine gerçekten baktıkları ve oradan hareket ettikleri yer.
Çünkü değişim çoğu zaman büyük adımlarla değil,net bir fark edişle başlıyor.
Hande Kartal



Yorumlar