Yol Ayrımında Zihnin mi Direksiyonda, Merakın mı?
- Hande Kartal

- 1 Nis
- 2 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 2 Nis
Yol ayrımları bize çoğunlukla korkutucu gelir.
Çoğu zaman bunu, hedeflerimiz yolunda ilerlerken karşımıza çıkan sorunlar olarak görürüz. Sanki her şey akarken bir şey durmuş, bir şey ters gitmiş, bir şey planladığımız gibi olmamış gibi hissederiz.
Oysa belki de mesele, yolun bozulması değildir.
Belki de mesele, o anın sadece bir sorun değil; kader çizgimizde bizim için dersler taşıyan, yolculuk boyunca dönüşeceğimiz bir serüven olduğunu ilk anda anlayamamamızdır.
Çünkü hayat, her zaman düz bir çizgide ilerlemez.
Ve çoğu zaman bizi büyüten şey de kesintisiz akan dönemler değil, tam olarak yönümüzü sorguladığımız o eşiklerdir.
Halbuki her iki yolda da hayat bize öğrenmemiz gerekenleri öğretecektir.
Ama bunu aynı yöntemle yapmayacaktır.
Bir yol bizi sınavlara sokar.
Direncimizi, sabrımızı, cesaretimizi ölçer.
Diğer yol ise öğrenmemizi daha içeriden sağlar. Kendi içgüdülerimizle, kendi çabamızla, kendi fark edişimizle yolu tamamlamamıza alan açar.
Yani aslında mesele sadece önümüzde kaç yol olduğu değildir.
Mesele, o yolu hangi yerden seçtiğimizdir.
Buradaki asıl ironi de tam olarak burada başlıyor:
Her iki yolda da yürüyen biziz ama seçimi, zihnimizi nasıl kullandığımız belirliyor.
Çünkü yol ayrımına geldiğimizde direksiyona her zaman bilgelik geçmiyor.
Bazen korku geçiyor.
Bazen kaygı.
Bazen de geçmiş deneyimlerden kalan o refleksif ses:
“Ya yanlışsa?”
“Ya geç kaldıysam?”
“Ya bunu yaparsam her şey dağılırsa?”
“Ya bu yol beni istediğim yere götürmezse?”
Zihin, belirsizliği sevmez.
Belirsizlik gördüğü anda boşlukları senaryolarla doldurur.
Ve o senaryoların çoğu da bizi genişleten yerden değil, bizi korumaya çalışan yerden gelir.
İşte tam bu yüzden biraz durup bakmak bu kadar kıymetli.
Çünkü biraz durup bakınca, her düşüncenin gerçek olmadığını fark edersin.
Her korkunun sezgi olmadığını da.
Her geri çekilmenin bilgelik, her hızlanmanın cesaret olmadığını da.
Biraz durup bakınca iç sesinle, kaygın arasındaki farkı daha net duymaya başlarsın.
Ve o noktada seçimlerin değişir.
Senaryolar üretmek yerine merak etmeyi seçersin.
Kaygıyla kendini sıkıştırmak yerine, yolculuğa heyecanla karışık bir açıklıkla bakmayı seçersin.
Kontrol etmeye çalışmak yerine, duymayı seçersin.
Bence yol ayrımlarında asıl mesele doğru yolu anında bulmak değil.
Asıl mesele, kendini kaybetmeden o eşikte kalabilmek.
Korkunun sesini de duymak ama direksiyonu ona vermemek.
Çünkü bazı yollar bizi zorlayarak öğretir.
Bazı yollar ise bizi kendimize yaklaştırarak.
Ve bazen hayatın bize sorduğu en önemli soru şu değildir:
“Hangi yolu seçtin?”
Asıl soru şudur:
“O yolu seçerken içinde kim konuşuyordu?”
Zihnin mi?
Korkun mu?
Eski alışkanlıkların mı?
Yoksa gerçekten iç sesin mi?
Ben artık şuna inanıyorum:
Hayat bize her yolun içinde bir öğrenme bırakıyor.
Ama o öğrenmenin nasıl geleceğini, çoğu zaman bizim o anki bilincimiz belirliyor.
Bu yüzden yol ayrımlarını sadece bir kriz, bir engel ya da bir gecikme gibi görmüyorum.
Bazen onlar, hayatın bizi başka bir versiyonumuza çağırdığı yerler oluyor.
Ve belki de tam bu yüzden, yol ayrımında ihtiyacımız olan ilk şey hızlı bir cevap değil.
Biraz durmak.
Biraz bakmak.
Ve sonra korkudan değil, farkındalıktan ilerlemek.
Çünkü yol aynı kalsa bile, yolda olan kişi değiştiğinde her şey değişir. Hande Kartal



Yorumlar