Alıştığın Hayatı, Seçtiğin Hayat Sanmak

Hayatımızdaki büyük kararları genellikle hatırlarız. Hangi işi kabul ettiğimizi, kiminle evlendiğimizi, ne zaman taşındığımızı, ne zaman ayrıldığımızı, hangi yola girmeye karar verdiğimizi… Çünkü bunların öncesinde bir karar anı vardır. Düşünürüz, tartarız, bazen korkarız, bazen cesaret ederiz ve sonunda bir seçim yaparız.
Ama hayat dediğimiz şey yalnızca bu büyük kararlardan oluşmuyor. Hatta belki tam tersine, hayatımızın çok daha büyük bir kısmını hiç karar vermediğimiz şeyler oluşturuyor. Sabah gözümüzü açtığımız anda zihnimizden geçen ilk cümleden, bir sorun çıktığında verdiğimiz ilk tepkiye; kimin telefonuna hemen döndüğümüzden, birisi bizden bir şey istediğinde neden yine “tamam” dediğimize kadar… Ne kadar yorulmayı normal kabul ettiğimiz, dinlenirken bile neden kendimizden bir şey üretmemizi beklediğimiz, bir ortamda neden hep aynı rolü üstlendiğimiz ya da bazı şeyleri istemediğimiz halde neden yapmaya devam ettiğimiz de aslında yaşadığımız hayatın bir parçası.
Üstelik bunların çoğu için bir gün oturup “Ben bundan sonra böyle yaşayacağım” diye karar vermedik. Sadece bir kez yaptık. Sonra bir kez daha, sonra tekrar… Ve yeterince uzun süre tekrar ettiğimizde yaptığımız şey önce alışkanlığımız, sonra normalimiz, en sonunda da hayatımız oldu.
İşin ilginç tarafı tam da burada başlıyor. Çünkü insan zihni tanıdık olanla seçilmiş olanı birbirine karıştırmaya çok müsait. Uzun zamandır hayatımızda olan bir şey bize aitmiş gibi geliyor. Hep böyle yaptığımız için doğru olduğunu, hep böyle hissettiğimiz için bizim gerçeğimiz olduğunu, yıllardır böyle yaşadığımız için bunu seçtiğimizi varsayıyoruz. Oysa bir şeyin uzun zamandır hayatımızda olması, onu bilinçli olarak seçtiğimiz anlamına gelmiyor. Belki sadece hiç sorgulamamışızdır.
Mesela sürekli güçlü olmak zorunda olduğunu düşünen biri gerçekten güçlü olmayı mı seçmiştir, yoksa bir dönem güçlü olmak zorunda kaldığı için zamanla yardım istememeyi mi öğrenmiştir? Her şeyi kontrol eden biri gerçekten kontrolü mü seviyordur, yoksa kontrol etmediğinde bir şeylerin kötü gideceğine o kadar uzun zamandır inanıyordur ki artık başka türlü yaşamanın mümkün olduğunu bile düşünmüyor mudur? Sürekli çalışan biri gerçekten bu tempoyu mu istiyordur, yoksa durduğu anda kendisini yetersiz hissettiği için hareket halinde olmayı hayat biçimine mi dönüştürmüştür? Herkese yetişen biri gerçekten böyle bir insan olmayı mı seçmiştir, yoksa yıllardır “hayır” dediğinde yaşayacağı rahatsızlıkla karşılaşmamak için “evet” demeyi mi öğrenmiştir?
İşte bazen hayatımız tam olarak böyle kuruluyor. Büyük bir kararla değil; küçük uyumlarla, küçük kabullerle, küçük “şimdilik böyle olsun”larla… Ve o “şimdilik”ların bazıları yıllarca sürüyor.
Sonra bir gün kendimizi kurduğumuzu sandığımız bir hayatın içinde buluyoruz. Belki işimiz iyi, evimiz güzel, çevremiz kalabalık, takvimimiz dolu. Dışarıdan bakıldığında her şey gayet yerli yerinde. Hatta ortada değiştirilmesi gereken bariz bir problem bile olmayabilir. Ama içeride belli belirsiz bir huzursuzluk vardır. Bir şey yanlış değildir belki ama bir şey de tam olarak bizim değildir.
Bence tam burada insanın kendisine sorabileceği çok güçlü bir soru ortaya çıkıyor: Hayatımda bugün normal kabul ettiğim şeylerin kaçını gerçekten ben seçtim?
Bu sorunun cevabını hemen bulmak gerekmiyor. Hatta bence bulmaya çalışmamak lazım. Çünkü bazı sorular cevap vermek için değil, daha önce görmediğimiz bir şeyi görünür hale getirmek için vardır. Belki bugün değiştirmeye çalışmadan sadece bakabiliriz. Neye çok alıştım? Neyi artık sorgulamıyorum? Neyi “ben böyleyim” diyerek açıklıyorum? Neyi istemediğim halde normal kabul ediyorum? Ve belki en önemlisi: Hayatımda ne var çünkü onu seçiyorum; ne var çünkü ona alıştım?
İkisi dışarıdan birbirine çok benzeyebilir ama içeriden yaşarken aralarında kocaman bir fark var. Çünkü alışmak için farkında olmamız gerekmiyor. Tekrar ediyoruz ve zamanla normalleşiyor. Seçmek ise fark etmeyi, durmayı ve “Ben bunu gerçekten istiyor muyum?” diye bakmayı gerektiriyor.
HK Method’ta Uyanış dediğim yer tam olarak burası. Henüz değiştirmek değil, çözmek değil, yeni kararlar almak hiç değil. Önce görmek. Çünkü göremediğimiz bir şeyi değiştiremeyiz. Ama bir şeyi gerçekten gördüğümüz anda da onun içinde eskisi kadar bilinçsizce yaşamaya devam etmek pek mümkün değildir.
O yüzden belki bugün hiçbir şeyi değiştirmene gerek yok. İşini bırakma, hayatını yeniden düzenleme, kimseye büyük kararlar açıklama. :) Sadece kendi hayatının içinde biraz dolaş ve uzun zamandır orada duran şeylere ilk kez gerçekten bak. Belki bazıları hâlâ senin seçimin. Belki bazılarını bugün olsa yine seçerdin. Ama belki bazılarına bakıp ilk kez şunu söyleyeceksin:
“Bir dakika… Ben bunu ne zamandır böyle yapıyorum?”
Bence dönüşüm bazen verdiğimiz büyük kararlarla başlamıyor. Bazen yıllardır seçim sandığımız bir alışkanlığı ilk kez fark ettiğimiz anda başlıyor.
Hande Kartal





Yorumlar