Hayat mı Ters Gidiyor, Senaryo mu?

Hayatın nasıl olması gerektiğine dair ne kadar çok fikrimiz olduğunu hiç düşündün mü?
Bu cümleyi okuyunca insanın aklına büyük hayaller geliyor belki. Nasıl bir evde yaşayacağımız, nasıl bir kariyerimiz olacağı, nasıl bir hayat kuracağımız…
Ama benim bahsettiğim biraz daha başka.
Günlük hayatın içine öyle güzel saklanmış beklentilerimiz var ki çoğunun beklenti olduğunun bile farkında değiliz.
Eşim beni anlamalı. Çocuğum böyle davranmamalı. Bu kadar çalıştıysam karşılığını almalıyım. Bunca iyilik yaptıysam o da benim için bunu yapmalı. Bu yaşıma geldiğimde hayatım çoktan şöyle olmalıydı. Ben bunu hak etmedim. Bunun benim başıma gelmemesi gerekiyordu.
Fark ettin mi?
Hepsinin içinde görünmez bir kelime var:
Olmalıydı.
Ve belki de bizi en çok yoran şeylerden biri tam olarak bu: Yaşadığımız şey ile yaşanması gerektiğine inandığımız şey arasındaki mesafe.
Çünkü çoğu zaman yalnızca olanı yaşamıyoruz. Bir yandan da onu zihnimizdeki “olması gereken” versiyonuyla karşılaştırıyoruz.
Bir şey istediğimiz gibi gitmediğinde sadece üzülmüyoruz; “Böyle olmamalıydı.” diyoruz. Birisi beklediğimiz gibi davranmadığında sadece davranışına kızmıyoruz; “Bana bunu yapmamalıydı.” diyoruz. Bir plan bozulduğunda yalnızca yeni duruma adapte olmaya çalışmıyoruz; “Her şey yolunda gidiyordu, neden şimdi?” diye soruyoruz.
Ve hayat bizim yazdığımız senaryodan uzaklaştıkça hayal kırıklığımız büyüyor.
Burada ilginç olan şu:
Belki de bizi hayal kırıklığına uğratan her zaman hayat değil. Belki bazen hayatın nasıl olması gerektiğine dair beklentimiz.
Tony Robbins’in çok sevdiğim bir yaklaşımı var: Expectation’ı appreciation ile değiştirmek.
Yani beklentiyi, olanı görebilme ve takdir edebilme haliyle değiştirmek.
Bunu ilk duyduğumuzda kulağa biraz “Her şeyde bir güzellik bul, şükret, devam et.” gibi gelebilir. Ama bence mesele bundan çok daha derin.
Çünkü olanı takdir etmek, yaşadığın her şeyi sevmek demek değil. Sana zarar veren bir şeyi kabul etmek değil. Sınır koymamak hiç değil. Bazen yaşadığın şey gerçekten zordur. Bazen haksızdır. Bazen canını yakar.
Ama tam da orada kendine başka bir soru sorabilirsin:
“Bu neden benim başıma geliyor?” yerine, “Bu benim için neyi görünür hale getiriyor?”
İşte o küçücük soru değişikliği insanın oturduğu koltuğu değiştiriyor.
İlk soruda cevabı dışarıda arıyoruz. Neden o yaptı? Neden böyle oldu? Neden hayat bana bunu yaşattı?
İkinci soruda ise dikkatimizi kendimize çeviriyoruz. Ben burada ne görüyorum? Bu yaşanan bana ne gösteriyor? Neye bu kadar tutunuyorum? Neden bunun mutlaka başka türlü olması gerektiğine inanıyorum?
Ve bence asıl sorgulama tam burada başlıyor.
Çünkü bazen bir olayın kendisini değil, o olayla ilgili yazdığımız senaryoyu bırakmakta zorlanıyoruz.
Bir ilişkinin nasıl olması gerektiğini. Bir kariyerin hangi sırayla ilerlemesi gerektiğini. İyi bir annenin nasıl davranması gerektiğini. Başarılı bir insanın hangi yaşta nerede olması gerektiğini. İnsanların bize nasıl karşılık vermesi gerektiğini. Hatta kendimizin nasıl biri olması gerektiğini…
Peki bütün bu “olmalı”ları kim yazdı?
Gerçekten sen mi?
Ailen mi? Çevren mi? Toplum mu? Geçmiş deneyimlerin mi? Yoksa bir zamanlar seni koruyan ama bugün hâlâ sorgulamadan taşıdığın eski bir inanç mı?
İşte SORGULAMA burada başlıyor.
Kendimize verdiğimiz cevaplardan önce, yıllardır sormadığımız soruları sormaya cesaret ederek.
Hayat her zaman planımıza göre ilerlemeyecek. İnsanlar her zaman beklediğimiz gibi davranmayacak. Bazı kapılar ne kadar uğraşırsak uğraşalım açılmayacak. Bazıları ise hiç planlamadığımız bir anda açılacak.
Ve bugün “Neden oldu?” diye baktığımız bazı şeylerin bizi nereye taşıdığını belki ancak yıllar sonra anlayacağız.
Ben kendi hayatıma dönüp baktığımda bunu çok net görüyorum. Bir zamanlar “Keşke böyle olmasaydı.” dediğim bazı şeyler olmasaydı, bugün olduğum yerde olmazdım.
O zaman göremiyordum.
Bugün görebiliyorum.
Belki mesele hayatın sürekli istediğimiz gibi gitmesini sağlamak değildir.
Belki mesele, hayat istediğimiz gibi gitmediğinde kendimize hangi soruyu soracağımızı bilmektir.
O yüzden bugün sana cevabını hemen vermen gerekmeyen tek bir soru bırakıyorum:
Hayatında şu anda seni zorlayan şey gerçekten yaşanan şey mi, yoksa onun başka türlü olması gerektiğine dair beklentin mi?
Biraz durup bakınca…
Belki de değiştirmemiz gereken ilk şey hayat değildir.
Ona baktığımız yerdir.
Hande Kartal





Yorumlar