Aynı Hayat, Başka Bir Manzara
Değişen mevsimin etkisiyle iki haftalık bir hastalık ve ardından istirahat günleri geçirdikten sonra, kaldığımız yerden devam edelim. Bu haftaki yazım biraz uzun oldu ama çok keyifli oldu. Umarım sizlerin de baktığınız yeri farketmenize katkısı olur. Sevgilerimle...

Belki de değişmesi gereken hayatın değil, ona baktığın yerdir.
Hiç hayatınızda sürekli aynı noktaya geri dönüyormuşsunuz gibi hissettiğiniz oldu mu?
Benzer olaylar, tanıdık duygular, birbirine benzeyen ilişkiler, aynı sonuçlara çıkan kararlar... Zaman ilerliyor, koşullar değişiyor, hayatımıza yeni insanlar ve deneyimler giriyor ama biz dönüp baktığımızda hâlâ aynı yerde olduğumuzu düşünüyoruz.
Peki gerçekten aynı yerde miyiz?
Yoksa hayatımız boyunca katettiğimiz yolu, yalnızca alıştığımız bir noktadan değerlendirdiğimiz için ilerlediğimizi göremiyor olabilir miyiz?
Bugün biraz perspektif üzerine konuşmak istiyorum. Çünkü insanın yaşamını nasıl anlamlandırdığı, yalnızca başına gelenlerle değil, yaşadıklarını nasıl yorumladığıyla da şekilleniyor.
Bir düşünün. Geçmişte yaşadığınız ve o dönem sizi fazlasıyla zorlayan bir olayı hatırlayın. Belki bir ayrılık, başarısızlık olarak değerlendirdiğiniz bir deneyim, gerçekleşmeyen bir hayal ya da hiç beklemediğiniz bir değişim...
O günlerde yaşadığınız olayın hayatınızda bıraktığı etkiyle bugün aynı olaya baktığınızda hissettikleriniz birbirinden farklı olabilir.
Çünkü o zamanki siz ile bugünkü siz aynı deneyimlere, aynı bilgiye ve aynı farkındalığa sahip değilsiniz.
O gün yalnızca kaybettiğinizi düşündüğünüz bir şeyin, yıllar sonra sizi başka bir yola yönlendirdiğini fark etmiş olabilirsiniz. Bir zamanlar cesaret edemediğiniz kararları bugün çok daha rahat verebiliyor, geçmişte sizi derinden etkileyen durumlara artık farklı tepkiler gösterebiliyor olabilirsiniz.
Yaşanan olay değişmedi. Geçmiş yeniden yazılmadı.
Değişen, o deneyime anlam veren insan oldu.
İşte perspektifin gücü tam olarak burada başlıyor.
Hayatımızı çoğu zaman yaşadığımız anın içinden değerlendiriyoruz. Oysa bulunduğumuz nokta, bütün yolculuğumuzu görebileceğimiz tek yer değil.
Bunu spiral bir merdiven gibi düşünün.
Merdivene tam yukarıdan baktığınızda gördüğünüz şey, kendi etrafında dönen dairesel bir yapı olacaktır. Sanki bütün basamaklar birbirini tekrar ediyor, yol sürekli aynı noktaya çıkıyormuş gibi görünür.
Ancak birkaç adım geri çekilip merdivene yandan baktığınızda bambaşka bir gerçeklikle karşılaşırsınız.
Biraz önce birbirinin tekrarı gibi görünen basamakların aslında farklı yüksekliklerde olduğunu, her dönüşün sizi başka bir seviyeye taşıdığını fark edersiniz.
Merdiven aynı merdivendir.
Basamaklar da değişmemiştir.
Fakat artık yalnızca dönüşleri değil, yükselişi de görebiliyorsunuzdur.
Hayatımızda da buna benzer bir durum yaşanıyor.
Bir konuda yeniden zorlandığımızda, geçmişte verdiğimiz bir tepkiyi tekrar ettiğimizde ya da kendimizi tanıdık bir duygunun içinde bulduğumuzda hemen aynı sonuca varabiliyoruz:
"Ben hiç değişmemişim."
"Yine başa döndüm."
"Demek ki hiçbir şey öğrenememişim."
Oysa benzer bir deneyimi yeniden yaşamak, mutlaka aynı noktada olduğumuz anlamına gelmez.
Belki bu kez ne hissettiğinizi daha iyi biliyorsunuz. Belki sizi neyin tetiklediğini fark edebiliyor, eskiden sustuğunuz bir yerde kendinizi ifade edebiliyorsunuz. Henüz istediğiniz sonucu elde edememiş olabilirsiniz ama artık neyi istemediğiniz konusunda çok daha netsinizdir.
Bunlar dışarıdan bakıldığında büyük değişimler gibi görünmeyebilir.
Ancak insanın kendi yaşamıyla kurduğu ilişkinin değişmesi, çoğu zaman tam da bu küçük farklarla başlar.
Burada kendimize sormamız gereken önemli bir soru var:
Ben gerçekten aynı hayatı mı yaşıyorum, yoksa bugünkü hayatımı hâlâ geçmişte oluşturduğum bakış açısıyla mı değerlendiriyorum?
Çünkü hepimizin dünyayı anlamlandırmak için geliştirdiği birtakım düşünce kalıpları var.
Ailemizden öğrendiklerimiz, büyüdüğümüz çevre, ilişkilerimiz, başarılarımız, hayal kırıklıklarımız ve kendimize yıllardır anlattığımız hikâyeler...
Bütün bunlar zaman içerisinde hayatı değerlendirdiğimiz bir referans sistemi oluşturuyor.
Bir noktadan sonra yaşadığımız olayları yalnızca oldukları hâliyle değil, bu sistemin içinden geçirerek yorumlamaya başlıyoruz.
Örneğin geçmişte bir konuda başarısız olduğunuz için kendinizi yetersiz olarak tanımladıysanız, yıllar sonra karşınıza çıkan yeni bir fırsatı da aynı inanç üzerinden değerlendirebilirsiniz.
Henüz hiçbir şey denemeden, zihninizde çoktan bir sonuç oluşturmuş olursunuz.
"Ben bunu yapamam."
Ama gerçekten yapamayacağınızı nereden biliyorsunuz?
Bugünkü kapasitenizi mi değerlendiriyorsunuz, yoksa geçmişte yaşadığınız bir deneyimin sonucunu bugüne mi taşıyorsunuz?
İşte burada perspektif değiştirmek, yalnızca farklı düşünmeye çalışmaktan çok daha derin bir anlam kazanıyor.
Çünkü mesele kendimize yeni ve olumlu cümleler söylemek değil, bugüne kadar doğru kabul ettiğimiz düşüncelerin ne kadarının hâlâ geçerli olduğunu sorgulayabilmek.
HK Method'un temelinde yer alan farkındalık ve sorgulama da bu noktada anlam kazanıyor.
Kendi yaşamımıza biraz mesafeden bakabildiğimizde, yaşadığımız olaylarla onlara yüklediğimiz anlamları birbirinden ayırmaya başlayabiliyoruz.
Bir ilişkinin sona ermesi, sevilmeye değer olmadığımız anlamına gelmek zorunda değil. Bir işin istediğimiz gibi sonuçlanmaması, yeteneklerimizin yetersiz olduğunu kanıtlamıyor. Hayatımızın belirli bir döneminde yönümüzü kaybetmiş hissetmemiz de bugüne kadar attığımız bütün adımları değersizleştirmiyor.
Bunlar yaşadığımız deneyimlere verdiğimiz anlamlardan yalnızca bazıları.
Ve anlamlar, yeni farkındalıklarla yeniden değerlendirilebilir.
Elbette her deneyim bize güzel bir şey öğretmek zorunda değil. Her kaybın ardında büyük bir kazanç aramak ya da yaşadığımız her zorluğu gelişim fırsatına dönüştürmeye çalışmak da gerçekçi olmaz.
Hayatın içinde üzüntü, hayal kırıklığı, belirsizlik ve bazen cevabını bulamadığımız sorular da var.
Perspektif değiştirmek, bunların hiçbirini yok saymayı gerektirmiyor.
Tam tersine, yaşadığımız deneyimi bütün yönleriyle görebilmeyi mümkün kılıyor.
Bir olayın bizi üzmüş olmasıyla aynı zamanda bize kendimiz hakkında bir şey göstermiş olması birbirini dışlamıyor. Bir kararın istediğimiz sonucu vermemesi, o kararı verirken gösterdiğimiz cesareti ortadan kaldırmıyor.
Hayatımızın bir dönemini yalnızca sonucuyla değerlendirdiğimizde, o süreçte dönüşen kendimizi gözden kaçırabiliyoruz.
Belki de bu yüzden zaman zaman kendi hikâyemize dışarıdan bakmaya ihtiyacımız var.
Bugün bulunduğunuz yerden geçmişinize doğru uzanan o merdiveni hayal edin.
Kaç farklı dönemden geçtiniz?
Bir zamanlar sizin için vazgeçilmez olan neler bugün önemini kaybetti?
Hangi korkularınızın üzerine gittiniz? Hangi düşünceleriniz değişti? Eskiden kabul ettiğiniz hangi durumlara artık sınır koyabiliyorsunuz?
Ve en önemlisi, bütün bunlar olurken siz nasıl bir insana dönüştünüz?
Çünkü yaşam yalnızca ulaşmak istediğimiz hedeflerden oluşmuyor. O hedeflere giderken aldığımız kararlar, vazgeçtiklerimiz, öğrendiklerimiz ve yeniden seçtiklerimiz de hikâyemizin bir parçası.
Bir zamanlar büyük bir başarı olarak gördüğümüz şey, bugün bizim için aynı anlamı taşımayabilir. Eskiden peşinden koştuğumuz bir hayatın artık bize uygun olmadığını fark edebiliriz.
Bu, mutlaka yanlış yolda olduğumuzu göstermez.
Belki de değerlerimiz değişmiş, ihtiyaçlarımız farklılaşmış ve yaşamdan beklentilerimiz yeniden şekillenmiştir.
Dün istediğimiz hayatı bugün istemiyor olmak, geçmişteki seçimlerimizi değersizleştirmez. Bugünkü kendimizi daha iyi tanıdığımızı gösterebilir.
Ve işte tam burada hayatın anlamına dair önemli bir ayrıntıyla karşılaşıyoruz.
Hayatın anlamını çoğu zaman ulaşacağımız bir yerde, elde edeceğimiz bir başarıda ya da tamamlayacağımız bir hedefte arıyoruz.
Sanki bütün basamakları çıktığımızda karşımıza tek bir cevap çıkacak ve o ana kadar yaşadığımız her şey anlam kazanacakmış gibi...
Oysa yaşamın anlamı, herkes için değişmez tek bir cevap olmak zorunda değil.
Yaşadıklarımızla, değerlerimizle, kurduğumuz ilişkilerle ve yaptığımız seçimlerle zaman içerisinde şekillenebilir.
Yirmi yaşında hayatımıza anlam veren şeyle kırk yaşında bizi heyecanlandıran şey aynı olmayabilir. Üstelik bunun için hayatımızda büyük bir kırılma yaşanması da gerekmiyor.
Kendimizi daha yakından tanıdıkça, yaşamın içinde önem verdiğimiz şeylerin sırası değişebiliyor.
Böylece yalnızca manzaramız değil, o manzarada dikkatimizi çeken ayrıntılar da farklılaşıyor.
Bir dönem yalnızca zirveye ulaşmaya odaklanırken, başka bir dönemde çıktığımız yolun kendisinden keyif almaya başlayabiliyoruz.
Başarıyı yalnızca sonuçlarla ölçmek yerine, o sonuçlara ulaşırken kim olduğumuza da bakabiliyoruz.
Belki eskiden her şeyi kontrol etmek isterken bugün belirsizlikle yaşamayı öğreniyoruz.
Belki daha fazlasına sahip olmanın peşindeyken, sahip olduklarımızın hayatımızdaki yerini yeniden keşfediyoruz.
İşte bu yüzden HK Method'da değişimi yalnızca dış koşulların farklılaşması olarak ele almıyorum.
İnsanın kendisiyle kurduğu ilişki, seçimlerinin ardındaki nedenler ve yaşamını hangi değerler üzerine inşa ettiği de bu dönüşümün önemli parçaları.
Çünkü kendi iç dünyamızda hiçbir şeyi sorgulamadan yalnızca dışarıdaki koşulların değişmesini beklediğimizde, yeni bir hayatın içinde eski düşünce kalıplarımızla yaşamaya devam edebiliyoruz.
Yeni bir işe başlıyor ama kendimize aynı yetersizlik hikâyesini anlatıyoruz.
Yeni bir ilişkiye giriyor ama geçmişten taşıdığımız korkularla hareket ediyoruz.
Yeni hedefler belirliyor ama başarıyı hâlâ başkalarının beklentileri üzerinden tanımlıyoruz.
Dışarıdaki manzara değişmiş olsa bile ona baktığımız pencere aynı kalabiliyor.
Oysa kendi düşüncelerimizi, inançlarımızı ve seçimlerimizi fark etmeye başladığımızda önümüzde daha önce göremediğimiz olasılıklar beliriyor.
Bu olasılıkların hepsini seçmek zorunda değiliz.
Ama var olduklarını bilmek bile yaşamımız üzerindeki seçim alanımızı genişletebilir.
Şimdi tekrar o spiral merdivene dönelim.
Yukarıdan baktığınızda birbirinin etrafında dönen basamakları görüyorsunuz. Yandan baktığınızda ise her basamağın sizi başka bir yüksekliğe taşıdığını fark ediyorsunuz.
Peki merdivenin üzerine çıkıp etrafınıza baktığınızda?
Bu kez gördüğünüz şey yalnızca merdivenin kendisi değil.
Ufuk çizgisi, ışığın geliş açısı, daha önce fark etmediğiniz yollar ve bulunduğunuz yüksekliğin size sunduğu yeni bir manzara...
İşte hayat da böyle.
Her deneyim bizi mutlaka yukarı taşımayabilir. Kimi zaman dururuz, geri döneriz, yön değiştiririz. Ama yolculuğumuzu yalnızca bulunduğumuz son basamakla değerlendirmek yerine bütünüyle görmeye başladığımızda, kendimiz hakkında çok daha fazla şey keşfedebiliriz.
Belki bugün hâlâ ulaşmak istediğiniz yerde değilsiniz.
Belki çözülmesini beklediğiniz meseleler, vermekte zorlandığınız kararlar ve henüz cevabını bulamadığınız sorular var.
Ama bir an için dikkatinizi eksik olduğunu düşündüğünüz şeylerden bugüne kadar katettiğiniz yola çevirin.
Şu an sahip olduğunuz farkındalıkların hangilerine beş yıl önce sahip değildiniz?
Bugün verebildiğiniz hangi kararları geçmişte veremezdiniz?
Ve bütün bu yolculuk boyunca kendinizle ilgili neler öğrendiniz?
Belki de sandığınız kadar aynı yerde değilsiniz.
Çünkü bazen hayatımızda değişen onca şeyi görebilmek için yeni bir yol bulmamız değil, yürüdüğümüz yola başka bir açıdan bakmamız gerekir.
Bu hafta kendinize tek bir soru bırakmanızı istiyorum:
"Bugün hayatıma alıştığım yerden değil, olduğum insandan bakarsam ne görürüm?"
Kim bilir, belki de uzun zamandır aynı sandığınız manzaranın ne kadar değiştiğini ilk kez fark edeceksiniz.
Biraz durup bakınca. Hande Kartal





Yorumlar